Kategoriler

You are currently browsing the archives for the Her Telden category.

Archive for the ‘Her Telden’ Category

Başka Hatta Numaramı Nasıl Taşırım

Pazar, Eylül 21st, 2008

Artık kendi numaranızla istediğiniz telefon operatörüne geçebilirsiniz. Bunun için düzenlenen yeni yasa ile artık numaralarınızı değiştirmek zorunda kalmayacaksınız. 532li prestijli numaralar nedeni ile Turkcell karşı çıksada artık başka hatta geçebilirsiniz.
GSM operatörleri arasında numara taşıma işleminin 6 gün süreceğini, abonelerin bu süre içinde cep telefonu hatlarını kullanmaya devam edecek.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, 9 Kasımda uygulamaya

Hepsi Burda Sitesiyle Para Kazanma

Pazar, Eylül 21st, 2008

Aslında ben uzun uzadıya bahsedecektim ama bizim atom karınca Mert bahsetmiş ondan bahsetmeye gerek kalmadı. Hemen Mavigenc‘in yazısını yayınlıyorum.
Gittigidiyor.Com yaptığı ortaklık sistemi ile diğer alışveriş sitelerine öncü olmuş ve alışveriş sitelerinin de sitelere kolay reklam verebileceğini kanıtlamıştı. Şimdi ise Hepsiburada.Com tıklama ile kazanma sistemi hazırlamış. Kolayca kayıt olup, sitelerinize reklamı koyabilirsiniz. Hepsiburada.Com’un tıklama başına verdiği [...]

Apple Kurucularından Steve Jobs’un Hayatı

Pazar, Eylül 21st, 2008

Jobs’un hayatının böyle olduğunu düşünmüyordum, bana anlatılanlarla yaşadıkları gerçekten çok farklı. Akşam 04:44 gösterirken Renkliteneke.com‘un sahibi Ahmet’le konuşuyordum. İnsanlar neden istedikleri işi yapamıyor diye sorduktan sonra Ahmet bana Steve Jobs’un hayatını gönderdi. Jobs’un hayatı beni gerçekten çok etkiledi. Böyle yazıları okurken insanın içi huzurla doluyor. Umarım sizinde hoşunuza gider.

Çimen Suyunun Yararları

Pazar, Eylül 21st, 2008

Günümüzde kilo verilmek için bir sürü şeyler deneniyor. Özelliklerde ünlülerin diyetleriyle kilo verdiğini görünce bu diyetler ünlendikçe ünleniyor. Peki çimen suyu nedir necidir ? Çimen suyu bildiğimiz çimen değilmiş yani her gördüğünüz otu koparıp içmeyiniz. Vitamin ve mineral yönünden 1 bardak çimen suyu 2.5 kg sebzeye eşitmiş.
İçinde 100`den fazla vitamin ve enzim barındıran ve özel

South Beach Diyeti

Pazar, Eylül 21st, 2008

South Beach Diyeti
SELAHATTİN DÖNMEZ

1- Bireylerin diyet yaparken kendi toplumunun besinlerini kullanarak diyetlerini yapmalarına inananlardanım. Eğer burdaki gibi yemeklerini özel pişirecek, her öğün ve her güne ayrı yemek hazırlamaya vakitleri olacaksa yapmalarında sakınca yok. En azından diğer yöntemlere nazaran her besin grubunu içeren bir sistem.

Ancak bu diyetin Türk toplumunun beslenme alışkanlıklarını yansıtmadığı kesin. Verdiğiniz kiloları az miktarda olsa kebap, dondurma veya kekle yeniden hızla alacaksınız.

TAYLAN KÜMELİ

Bu, yiyeceklerin kalorileri tek başına kilo almada etkili ol¬madığı, karbonhidrat içeren besinlerin tüketiminin daha fazla açlık hissine neden olduğunu ve bu nedenle karbonhidrat içeren besinlerin azaltılması ya da uzun bir süre diyetten çıkarılması ve protein içeren besinlerin daha fazla tüketilmesi içerikli bir beslenme programıdır. Karbonhidratlar vücudumuza enerji veren besin grupları olarak bilinirler ve uzun süreli alımının kesilmesi durumunda,kandaki insülin dengesinin sağlanamaması ve de vücudumuza enerji sağlanmasında dengesizlik oluşumuna neden olacaktır. Ayrıca protein alımının vücudun günlük gereksiniminin üzerinde alınması da sağlıksız.

MUZAFFER KUŞHAN

Bu diyette karbonhidratlardan zengin yiyecek maddeleriyendiğinde bunlar açlık hissi veriyor ve kişi bu maddeleri daha çok tüketiyor. Kan şekerini çok çabuk yükselten bu maddeler çok insülin salgılanmasına ve kan şekerinin çok çabuk
düşüp kişinin sık acıkmasına neden oluyor.

Glisemik indeksi yüksek olan bu karbonhidratların yerine düşük olanları tercih etmek gerekiyor.
Atkins diyetinin sağlıklı hale getirilmiş hali. Etler yağsız. Yani hayvansal yağ tüketimi kaldırılmış. Yerine salatalara hakiki zeytinyağı konuyor.

ZUHAL GÜLER

İlk dikkati çeken yönü süt ve süt ürünlerinin yasak olmasıdır. Özellikle kalsiyum ihtiyacı için önemli olan bu besin grubu kemik ve diş sağlığımız için de çok önemlidir. Bu besin grubunun eksik tüketilmesi ileride kadınların osteoporoz gibi sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmalarına neden olabilir.

Süt ürünleri gibi, bize enerji kaynağı olarak gerekli olan karbonhidratlar yasaklanmıştır. Diğer diyetlerde yaşanabilecek sağlık sorunları bu diyeti yapanları da tehdit etmektedir.

Ünlülerin diyetleri sınıfta kaldı!

Zone Diyeti

South Beach Diyeti

Montıgnag Diyeti

Ayırma Diyet

G-string Out

Pazar, Eylül 21st, 2008

G-String OUT - Şort Don IN

‘French ‘ Kniker’ olarak da bilinen dantelli şort donlar Yeni İnci Underwear ile sonbahar ‘ kış aylarına damgasını vuracak.

Yaz aylarında revaçta olan G-Stringler yerini dantelli şort donlara bırakmaya hazırlanıyor. 1930′lı yıllarda popüler olan şort tipi paçalı donlar Yeni İnci Underwear ile tekrar moda olacak. Bu çamaşırlar en az G-stringler kadar iddialı ve seksi

İşyerimde Sorunlar Var…

Pazar, Eylül 21st, 2008

İşyerimde sorunlar var…
İşyerimde sorunlar var…

İşyeriniz bazen probemli bölge haline mi geliyor? Ve buna dayanamıyor, stres yapıyor, kızgınlık içinde işlerinizi halletmeye mi çalışıyorsunuz? Çalışma arkadaşlarınızın davranışları siz de sorun haline mi geldi? İşte size işyerinizde meydana gelebilecek sorunlara, kızgınlıklara karşı dokuz somut çözüm önerisi;

PISST, BURADA UFAK BİR SORUN VAR…

Şirkette hakkımda dedikodu yapılıyor. Bu konuda ne yapabilirim?
Siz siz olun ve bir an evvel bu konuda konuşun. Yoksa dedikodular genişleyip etrafa iyice yayılır ve gerçekmiş gibi gösterilir. Sonunda da öyle kalır ve herkes doğru oladuğuna inanır. Konuyu doğrudan konuşun. Örneğin; ‘duydum ki hakkımda konuşuyor musşunuz…’ diye başlayın söze. Böyle bir konuşmanın üzerine genellikle dedikoducular susacaktır. Böylece de hakkınızdaki olmadık söylentilere son vermiş olacaksınız.

Herkes grupça öğle yemeğine çıkıyor ve kimse bana sende gelmek ister misin diye sormuyor. Bunu nasıl değiştirebilirim?
Bu durum genellikle bir yanlış anlamaya dayanır: belki de işe yeni başlayan sizi biraz havalı, kibirli buluyorlar. Çünkü onlarla konuşup birşey sormuyorsunuzdur ve onlara takılmıyorsunuzdur. Bu nedenle onlarla bu konuyu direk konuşun veya birşey demeden sadece ‘aa yemeğe mi? Durun bende geliyorum’ deyip, onlara katılın. Sizi redetmeyeceklerdir.

İş arkadaşım istediği zaman işe gelip, istediği zaman gidiyor. İşten kaytarıyor. Bu konuda ne yapabilirim?
İş arkadaşınız, işe ne zaman isterse gelip, ne zaman isterse gidiyor. İşleri bu kadar ihmal etmesine rağmen üstüne bir de tatil yapıyor, çünkü kendince ayrıcalıkları var. Ve tüm bunlar sizi kızdırıyor! Bu durum işinize zarar veriyorsa ve daha fazla iş yapmanıza neden oluyorsa, ve elinizde de çalışma arkadaşınıza göz dağı verecek kanıtlarınız varsa, harekete geçin. Ancak kanıtlarınız yoksa, onu taklit edip yaptıklarını yapın, belki bu sayede aklı başına gelir, ya da oduğunuz gibi çalışmaya ve tabii ki de kızmaya devam edin.

ÇATIŞMALAR…

Kendimi çok çalışıyormuş gibi hissediyorum. Omuzlarımda çok fazla iş yükü var. Patronuma bunu nasıl söylerim?
Önce kendinize işlerin size neden fazla geldiğinin bir açıklamasını yapın. Örneğin özel yaşamınızda problemler yaşıyorsanız, stres ve üzüntü içindeyseniz bunu patronunuza çok detaya girmeden açıklayıp, bir iki hafta daha erken çıkmak istediğinizi dile getirin. Ancak size çok yüklenildiğini düşünüyorsanız, patronunuza somut bazı fikirler önerip, teklifler yapın.

Ofisimi hırçın bir iş arkadaşıyla paylaşmak zorundayım. Onunla nasıl başedebilirim?
Birlikte çalışmayı bir meydan okuma olarak görün. Kendinizi savunmayı ve anlaşmazlık durumlarında hemen konuşmayı öğrenin. Psikolojiden bir öneri; örneğin çalışma arkadaşınız size yardım ettiğinde yani hoşunuza giden davranışlar durumunda bunu övün, hoşunuza gitmeyen ve istenmeyen davranışlara da tepki verin.

Masa arkadaşım sürekli özel telefon görüşmelerini sesli yapıyor. Bu da beni son derece rahatsız ediyor. Kendimi nasıl savunabilirim?
Masalarınızın arasına konabilecek bir paravan veya panel bu işe kesin çözüm bulacaktır. Ancak bunların hiçbiri yardımcı olamıyorsa, şefinize gidip durumu şikayet etmeden anlatıp , isteğinizi dile getirin. Sonuçta söz konusu olan iş konsantrasyonunuz ve bunun sonucunda da şirketin verimliliği. Önemli nokta: problemi anlatırken iş arkadaşınızı şikayet etmeyin, sadece problemi dile getirin.

RAHATSIZLIK VEREN FAKTÖRLER…

Patronum sürekli yaralayıcı ve kırıcı yorumlarda bulunuyor. Kötü bir niyeti yok ancak bu beni yine de rahatsız ediyor. Ne yapabilirim?
Bu konuda tek birşey yardımcı olabilir, o da sitemde bulunmadan doğrudan onunla konuşmak, örnekler vermektir. ‘Espirileriniz güzel ancak zaman zaman söylediklerinizden alınıyorum, örneğin…’ gibi cümlelerle olayı ona anlatabilirsiniz. Ayrıca iyi bir performans karşısında patronunuzdan takdir edici sözler de duymak istediğinizi hafiften belirtin.

İş arkadaşım sürekli pencereleri açıyor, üşüyorum. Onunla nasıl uzlaşabilirim?
İkiniz de belirli kurallara uymayı deneyin. Örneğin iş arkadaşınız yarım saatte bir üçer dakika olmak üzere pencereleri açıp hava alsın. Siz de onun söylediği bazı kurallara uyun. Ancak eğer uymamamakta diretirse odalarınızı değiştirmekten başka yapacak birşey kalmıyor.

Çalışma arkadaşım ter kokuyor. Onu kırmadan bunu nasıl söyleyebilirim?

Susmak hiçbir zaman çözüm değildir. Ter kokusu sinirlerinizi daha da bozar ve her zaman sataşacak bir neden ararsınız. Onunla yalnızken konuşmaya çalışın. Onunla olmayı sevdiğinizi, keyif aldığınızı anlatın. Konuşmalarınızda köprüler oluşturun. Örneğin ‘çoğumuz yoğunluktan birçok şeyin farkına varamayız, terlediğimizin bile…’ gibi. Ancak baktınız böylesi olmayacak ona güzel bir parfüm de hediye ederek olayı çözmeyi deneyebilirsiniz.

2005 İlkbahar-yaz Makyajı

Pazar, Eylül 21st, 2008

2005 ilkbahar-yaz makyajı
İşte renk ve tarz modasına yön veren 8 ünlü marka ve 2005 ilkbahar-yaz makyaj -look-ları.

Christian Dior
Makyajın adı: Miam Beach
Önerdiği tarz: Rengarenk ve yaşam dolu.
Pembe ve turuncu ile renklendirilmiş bir ten; mor ve pasifik mavisi ile elektrik kazandırılmış bakışlar; şeker pembesi parlak dudaklar.

Ninna Ricci
Makyajın adı: French Riviera
Önerdiği tarz: Alabildiğine doğal, taze ve sağlıklı bir görünüm.

Loreal Makyajın adı: Jardin d’Eden
Önerdiği tarz: Olağanüstü bir doğallık.
Yanaklar açık kayısı rengi ile güneşin dokunuşlarını yansıtıyor; gözler mimozanın buz beyazı ile aydınlık, lila ile neşe kazanmış; dudaklarda ise parlak pembe hakim.
Tende güneş ışınlarının bıraktığı kayısı rengi hafif dokunuşlar; gözlerde kayısı ve vanilya renklerinin aydınlık verici karşımı; dudaklarda tatlı bir mercan rengi.

Anna Sui
Makyajın adı: Baby-Doll
Önerdiği tarz: Bebeksi bir yüz.
Porselen gibi bir ten; şeftali ve kayısı renklerini karıştırarak öne çıkarılmış yanaklar; yosun yeşili ile sınırsızca çevrelenmiş gözler ve mercan rengi dudaklar.

Shiseido
Makyajın adı: Lumiere Limpide
Önerdiği tarz: Sıcak ve soğuk renkleri bir arada kullanmak. Gözlerde soğuk metalik gölgeler, dudaklarda parlak ve tutkulu sıcak renkler.

Biotherm
Makyajın adı: Skin Loving Colors
Önerdiği tarz: Canlı renkler ve vinil efektlerle tam bir Pop-Art; korkusuz ve yaratıcı.
Yanaklarda koyu pembe, gözlerde olağan dışı bir karışım: fuşya, mor ve açık yeşil, dudaklarda kavuniçi.

Clarins
Makyajın adı: In the Mood For Love
Önerdiği tarz: Tasasız bir görünüm.
Çilek rengi yanaklar; şeker pembesi ve lavanta gölgelerle belirlenmiş gözler ve çilek dudaklar.

Bourjois
Makyajın adı: Paris Petille
Önerdiği tarz: Sevimli ve afacan bir görünüm.

Pembe yanaklar; pembe ve çok açık mavi ile çevrelenmiş cin gibi bakışlar; çok koyu pembe ile hemen göze çarpan dudaklar.

Uğur Polat Biyografi

Pazar, Eylül 21st, 2008

Doğum Yeri    : istanbul
Doğum Tarihi : 01 Ocak 1961
Eğitimi            : Akademi

1978 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’na katıldı. 1981′de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünde eğitim gördü.
16 yıldır Devlet Tiyatrosu’nda ve 30 tiyatro eserinde rol aldı. 1996 yılında İsmet Küntay Tiyatro Ödülü’nü aldı. Çevirdiği birçok sinema filmlerinde de ödüllere layık görüldü.


Uğur Polat ile Söyleşi

O, hiç özel yaşantısıyla gündeme gelmedi. Hep yaptığı işlerle anıldı. Ankara’dan İstanbul’a gelmesiyle hayatında yeni bir dönem başlayan ve Türk sinemasında önemli işlere imza atan gerçek bir beyefendiyle, Uğur Polat‘la sinema, tiyatro ve TV üzerine koyu bir sohbete daldık.

Ben oyuncuyum, benim mesleğim bu. Elimden başka bir şey gelmez.

Hakkınızda tek bir olumsuz söz duymadım. Pek de medya önünde olmayıp bu kadar sevilmek nasıl bir duygu?

Açıkçası özel bir şey yapmıyorum. Yapım bu, elimden başka bir şey gelmez. Böyle yetiştim, böyle gördüm, böyle bir gelenekten geliyorum. Özel bir şey yapmıyorum, içimden böyle geliyor.

2 Süper Film Birden“in çekimleri nasıl geçti. Ortaya çıkan film, beklentilerinizi karşıladı mı?

Ben 2 gün çalıştım o filmde. Küçük bir rolüm var. Ama bu 2 güne değdi. Henüz filmi izleme şansım olmadı. Antalya’da festivalde izleme şansım olacak. Oraya da seçilmiş 9 filmden biri olmuş, ona da çok sevindim.

Bu yıl “Babam ve Oğlum” gibi geniş izleyici kitlesine ulaşmış bazı filmler festivalde yer alamıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Öyle bir şartname varmış, o şartnameye uymuşlar. Çok film başvurmuş. Baktılar ki başa çıkılamayacak, böyle bir şartnameyi devreye sokmuşlar. O durumda da birkaç film de elenmiş oldu ister istemez ama keşke hepsi katılabilseydi. Gönlüm onu isterdi tabi ama böyle bir şartname varsa da yapılacak bir şey yok.

Genelde depresif rollerin oyuncusu olarak anılıyorsunuz. Bu filmde yine psikolojik yönü ağır basan bir karakteri mi canlandırdınız?

Yok, tam tersi. Tam böyle çakal çukal takımından birini oynuyorum (gülüyor). İnsanlara seks kasetleriyle şantaj yapıp para kaldırmaya çalışan üçkağıtçının birini oynuyorum.

Sizi komedi filmlerinde görmek isteyenler de var. Komedi ya da korku sineması gibi diğer film türlerine nasıl bakıyorsunuz?

Hepsine çok sıcak bakarım. Yeter ki senaryo iyi olsun ve rol de benim oynayabileceğim bir rol olsun. Yani senaryo iyi olduktan sonra hiçbir problem yok. Hani bir eşcinsel de oynanır. Yeter ki senaryo iyi olsun, o eşcinsel bir şeyler anlatsın, bir derdi olsun, karikatür olmasın. Yoksa komediye de çok sıcak bakıyorum ama bizdeki komedi anlayışı biraz Türk sinemasında ya Hababam Sınıfı mantığıyla çekiliyor ya da çekilmiyor. İki arada bir derede. Bir derdi, bir sıkıntısı olmalı, insanın söyleyecek sözü olmalı diye düşünüyorum. Yoksa Hababam Sınıfı gibi bir komedide olmak istemem beceremem yani öyle karikatür bir şeyi beceremem…

Filmlerde canlandırdığınız karakterlerin gerçek yaşamınızla örtüşen yanları var mı?

Hayır. Karşılaşma‘da çok büyük bir travma yaşamış bir adamı canlandırdım. Oğlu trafik kazasında ölmüş, kendisi kanserle mücadele ediyor, mutsuz bir evlilik… Yani benim daha hiç evliliğim olmadı, bir oğlum yok, başıma çok şükür öyle bir hastalık gelmedi, öyle bir travma yaşamadım. Hani ben de bir takım travmalar yaşadım çocukluğumda. Her insan yaşamıştır ama oynadığım rollerle özdeşleştirme kurmuyorum, geçmişimde de öyle benzerlikler yok, çoğuyla yok. Salkım Hanım’ın Taneleri‘nde de Levon‘u oynadım. O da içine kapanık bir adamdı ama hayatta öyle bir şeyim olmadı.

Filler ve Çimen“deki performansınız biraz tartışıldı. Onun dışında sinemada, tiyatroda yaptığınız her iş ve seslendirmen olarak katkıda bulunduğunuz eserler hep büyük beğeni kazandı. Kendinizi bu alanların hangisinde daha başarılı görüyorsunuz?

Hepsini ben keyif alarak yapıyorum, seslendirme hariç, seslendirme yapmıyorum uzun süredir. O çünkü keyif alınacak bir şey değil. Yani saatlerce stüdyoda bekleyip başka birine ses vermek, hiçbir şey yaratmadan sadece zaman tüketmek, karşılığında çok cüzi paralarla iş yapmak keyifli değil ama sinema ve tiyatro gerçekten olmazsa olmaz şeyler. Çünkü ben oyuncuyum, benim mesleğim bu. Elimden başka bir şey gelmez. Oyunculuk yapacağım. Bunu ya sinemada, ya tiyatroda, ya da televizyonda yapacağım. “Filler ve Çimen“le ilgili olarak da Derviş Zaim‘in ikinci filmiydi. Benden böyle bir dayanışma rica etti. Ben de o dayanışma içinde olmak istedim.

Keşke oynamasaydım dediğiniz bir film var mı?

Yok, hayır bütün filmlerimi seçerek, isteyerek oynadım. Senaryo iyiyse, benim içimi kaşıyacak, böyle karnıma ağrı saplayacak bir senaryoysa, hangi rol olursa olsun; arkadan geçmeye bile razıyım.

Sizce oyunculuğun ideal bir yaşı var mıdır? Şu an oynadığınız filmlerde, oyunculuğa ilk başladığınız dönemki heyecanı duyuyor musunuz?

Tabi ben de yaşlandıkça bana gelen roller de değişmeye başladı. Yaşım 45 oldu ve artık bundan önce oynadığım rolleri oynama şansım giderek azalıyor. Çünkü daha gençtim, şimdi daha olgun yaşa geldim, giderek daha da yaşlanıyorum. Ona göre roller oynuyorum. Şimdi yeni gelen oyunculara bıraktık o rolleri. Onlar çok başarıyla canlandırıyorlar. Ama tabi ki oyunculuk yaşla da doğru orantılı gelişiyor. Hani derler ya “şarap gibi“dir. Gerçekten öyle. Tecrübeyle doğru orantılı bu, yaşadıklarınızla, biriktirdiklerinizle, oyunculukla beslenmesiyle doğru orantılı. O yüzden oyunculukta da yaşlanmak güzel.

Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümü‘nde öğretim görevlisi olarak da çalıştınız. Genç oyuncu adaylarıyla deneyimlerinizi paylaşmak nasıl bir duygu?

3 yıl ders verdim. Artık vermiyorum, elimden geldiğince vermeye çalıştım ama hocalık başka bir şey gerçekten. Hem Eskişehir‘in yapısı gereğiyle taşıma suyla değirmen dönmüyor. İstanbul’da yaşıyordum buradan apar topar ders verip tekrar dönüyordum. Olmuyordu orada olmak lazım, orada yaşamak lazım, öğrencilerle mesai geçirmek lazım. Haftanın bir günü ders vermekle olmuyor. Bir de hocalık başka bir şey. Yani daha farklı psikolojilerden de anlamak gerekiyor. O da bir tecrübe, biraz erken olduğunu düşünüyorum. İnşallah daha ileride, daha olgunlaşınca… Güzel bir şey çünkü gençlerle haşır neşir olmak çok güzel. Hem kendinizi de besliyorsunuz, kendinizi de diri tutuyorsunuz onlar sayesinde ama yine de bu konuda eksikliğim çok.

Sıradan bir filmde başrol oynamak mı, yoksa daha geniş kitlelere ulaşan bir yapımda yan rol almak mı sizi daha çok cezbeder?

Başrol oynamanın keyfi de ayrı, böyle yardımcı rollerde oynamak da çok keyifli. Senaryo iyiyse, benim içimi kaşıyacak, böyle karnıma ağrı saplayacak bir senaryoysa, hangi rol olursa olsun arkadan geçmeye bile razıyım. Yeter ki iyi bir senaryo olsun, iyi bir yönetmenin elinden çıksın, usta işi olsun. Önemli değil.

Halkın içinde yaşadığınız söylenir hep. Dışarıda size karşı tepkiler nasıl?

Çok sevdiklerine şahit oluyorum. Yolda, otururken, sohbet ederken… O hayat, başka bir hayat. Sokağa çıktığım zaman ben oyuncu değilim. Bana herkes saygıyla, sevgiyle yaklaşıyor. Memnunum çünkü ben çok ortalarda olan biri değilim.

Birçok TV dizisinde de rol aldınız. Şu an TV dizilerinin durumunu nasıl görüyorsunuz? Bu dizilerde ve sinemada tabi, oyunculuk eğitimi almamış ünlülerin fazlaca başrollerde görünmesi sizi rahatsız ediyor mu?

Televizyonda gerçekten iyi paralar kazanılmaya başlandı. Hem yapımcısına, hem oyuncusuna iyi para kazandırıyor. Durum böyle olunca da bu pastadan pay almak isteyen bir sürü insan var. Aklına gelen ilk fikirle bir senaryo yazıp ortaya çıkıyorlar bir dizi çekmek adına ama gerçekten olmamış senaryolar bunlar. Yani çoğu iyi değil, bir sürü de dizi var şu an, çoğu elenip gidecek. Bu bir furya. Herkes ne kapmak isterse atlıyor bu işe.

Sizin yayından kaldırılan dizleriniz oldu mu?

Oldu tabi, 2 tane üst üste dizim kalkmıştı : “İstanbul Şahidimdir” ve “Seher Vakti” dizileri.

Sizce senaryoları mı yetersizdi, yoksa tamamen rating sorunları mı?

Senaryoları yeterli olduğu için ben evet dedim. Yetersiz bir senaryo olsaydı evet demezdim ama burada başka şeyler, bizi aşan şeyler giriyor: yayın saati, yayınlandığı kanalın politikası, karşısında tutulan bir dizi var mı yok mu gibi parametreleri var. Benim hiç anlayamadığım, hiç bilmediğim şeyler. Olan biz oyunculara oluyor, gerçekten üzülüyorum. Sanki benim yüzümden kalkmış gibi bir psikolojiye giriyorum. O yüzden ben geçen yıl hiçbir TV dizisinde oynamadım. Yani biraz küstüm, uzaklaştım o piyasadan. Bir sürü insan oradan ekmek yiyor ve ona göre planını yapıyor, pat diye kalkınca bir anda ortada kalıyor. Bir de tabi çok dizi olunca bu kadar elemanı nasıl karşılayacaksınız? İstihdam sorunu var. Türkiye’de bu kadar görüntü yönetmeni yok, Türkiye’de bu kadar senarist yok. Birbirimizi kandırmayalım yani. Bu kadar iyi ışıkçı, iyi kostümcü yok, iyi sanat yönetmeni yok, iyi oyuncu yok, iyi nakliyeci yok. Bu kadar çok dizi olunca… Ama hayat akıp gidiyor, yani yarış içindesiniz. Kalitesiz elemanlarla bu iş ne kadar iyi oluyor işte görüyoruz. Çamur gibi diziler izliyoruz. Çok kötü senaryolar, çok kötü oyuncuların oynadığı maalesef

TV dizilerindeki başarı yakalandıktan sonra, bunu bir de sinemada deneyelim mantığına karşıyım.

Şimdiye kadar çalıştığınız yönetmenler içerisinde birlikte çalışmaktan en çok keyif aldığınız isimler kimler oldu?

Son filmimde sevgili Ömer Kavur‘la keyifle çalıştım. Ben bütün yönetmenlerimle keyifle çalıştım ama tabi Ömer Kavur çok başka bir tecrübe oldu benim için. Bir oyuncuyla nasıl diyalog kurulması gerektiğini iyi bilen, oyuncuya karşı hiçbir kompleks duymayan, sevgi saygı duyan, onu özgür bırakan, rahat bırakan bir yönetmen. Bir de çok donanımlıydı. Çok bilgili, çok görgülüydü. Hani bir ders gibiydi, okul gibiydi onunla çalışmak. Onun dışında genç yönetmenlerle de çalışmaktan çok keyif aldım. Derviş Zaim‘le, Serdar Akar‘la, en son Murat Şeker‘le, daha bir dolu var, Çağan Irmak‘la çalıştım.

Yurtdışında yaşamış Türk yönetmenlerin çektiği filmlerde daha farklı bir hava mı oluyor? Hikayeleri daha farklı mı işliyorlar?

Mesela Fatih Akın. Onların da başka dertleri var orada. Yani hem orada yaşayıp hem oralı olmak ama aslında bir Türk olmak gibi sıkıntıları var. O sıkıntıları anlatmak daha farklı bir dil gerektiriyor olabilir ve gerçekten Fatih Akın yaratıcılığı üst düzeyde olan bir yönetmen. Hem senarist olarak, hem yönetmen olarak. Tabi ki ortaya çıkan sonuç çok farklı. Bir de ellerinde iyi paralar var, prodüksiyon olanakları çok zengin. Gerçekten Türkiye’de ilk filmi çeken bir yönetmenle kıyasladığımızda Fatih Akın‘ın arkasında iyi bir sektör var en azından, Alman film sektörü var. Türkiye’yle kıyaslandığında çok avantajları var. Üstüne bir de yaratılıcılık eklendiği zaman iş zaten kendiliğinden çözülüyor…

Türk sineması, 90′ların başında durağan bir dönem geçirdi. Şimdi yeniden bir hareketlenme var. Sizce Türk sineması eski havasını yakalayabilecek mi?

Tabi çok farklı. Giderek daha iyi olacaktır mutlaka ama bir şeyin ayrımına varmak lazım. TV dizilerindeki başarı yakalandıktan sonra bunu bir de sinemada deneyelim mantığına karşıyım ben. TV mantığıyla sinema yapmaya karşıyım. Televizyon mantığıyla, televizyon formatıyla çekilen senaryolar, konular sinema mantığına uymuyor. Oyunculuğu farklı. Sinema sanat bir kere, televizyon bir sanat değil. Sinema bir sanatsa o sanatın gerekliliğini yerine getirmek lazım. Hem senaryonuzda, hem kameranızda, hem ışık kullanımınızda, hem de oyunculuk anlamında o sanatın gerektirdiklerini yerine getirmeniz lazım. Ama televizyon mantığıyla çekerseniz hani 5 günde çekelim, 6. gün dublajını yapalım, 7. günde yayına sokalım gibi. Yalapşap, ucundan değinerek konulara, kazımadan, karton karton tiplerle… Karton tipler bitti, onlar eski Yeşilçam sinemalarındaydı, arkası yoktu, tek boyutluydu, şimdi 3 boyutlu her şey. Yani kazıdıkça altından bir sürü dert çıkıyor, sıkıntı çıkıyor. O anlamda böyle Hababam Sınıfı gibi, Hırsız Var gibi filmler, asla küçümsemiyorum, onlarda da bir sürü emek var ama sinema değiller benim gözümde…

Yerli sinemamızda filmler biraz acele mi çekiliyor? Profesyonellik konusunda eksiklik var mı sizce?

Profesyonel çekilmediği konusunda katılıyorum. Yurt dışında 6-7 ayda çekilen bir film Türkiye’de 1, 1.5 ayda çekiliyor. Rekorlar var, 15 günde, 10 günde çekilen sinema filmi var. Sinemanın doğasına aykırı. Neden? Teknik olanaksızlıklardan, maddi olanaksızlıklardan. Bir tekrarda kabul edilecek sahneler… Halbuki olana kadar çekmek lazım.

Kendi filmlerinizin çekim sürecinde, sık tekrar oluyor mu?

Olana kadar çekmekten yanayım. Ben içime sinmediyse yönetmenden rica ediyorum bu sahneyi tekrar çekelim diye. Ama nereye kadar ısrarcı olabilirsin. Çünkü bir film harcanıyor ve para gidiyor. Maalesef buralarda kilitleniyor işler Türkiye’de…

Bir hazırlanma süreci oluyor mu? Oynadığınız roller için özel bir çalışmaya gerek duyuyor musunuz?

Tabi, dersimi çalışarak gidiyorum. Okuyorum çekilecek sahneleri, kendi kafamda dramatizesini yapıyorum, ezberliyorum rolümü. Ama oynadığımız roller öyle çok özel karakterler değil, sıradan karakterler. Üzerinde uzun uzun ön hazırlık yapılacak karakterler değil. Çünkü edebiyat uyarlaması çekmiyorsanız Yağmur Adam

“Şu kitap sinemaya uyarlansa, çok güzel film olurdu” dediğiniz bir kitap var mı?

Çok ender. “Salkım Hanımın Taneleri” uyarlandı. Yılmaz Karakoyunlu‘nun bir romanı. Benim oynadığım 15 film içinde uyarlama bir tek o var yanlış hatırlamıyorsam. Hepsi özgün senaryolardı. Beyoğlu’na çıktığımızda karşılaştığımız sıradan insanlar. Tabi kazıdığınız zaman altından bir sürü şey çıkıyor ama fiziksel bir özelliğe dikkat çekmek gerekiyorsa onun üzerine özel bir çalışma yapmak gerekir. Ama normal sağlıklı bir adamsa sadece içinde psikolojik sıkıntıları varsa özel bir çalışma yapmaya gerek yok. Tiyatroda öyle değil. Tiyatroda oynadığınız karakteri gerçekten irdelemek lazım. Biz Shakespeare de oynuyoruz, bir sürü dünya klasiği de oynuyoruz. Onlara çalışmak gerekiyor.

Sinemayı internetten takip ediyor musunuz?

İnternetle aram çok yok. Bir iki site var : Tiyatro, sinema sitelerine giriyorum ve günceli takip etmek için haber sitelerine bakarım. Günümün büyük bölümünü bilgisayar başında geçirmiyorum, çok da kapılmak istemiyorum.

Uğur Polat
Röportaj : www.film.gen.tr

2009 Öss Soru ve Cevapları

Pazar, Eylül 21st, 2008

Sevgili ögrenciler sene öss sınavı 14 Haziran 2009′da  saat 9:30 başlayacak olan öğrenci seçme ve yerleştirme sınavı sonucu  14 Haziran 2009 saat 13:00′dan itibaren buradan ulaşabilirsiniz.
2009 Öss Soru ve Cevapları ( Daha yayınlanmadı )

etiket: 2009 öss soru ve cevapları, 2009 öss sınav sonuçları ve sınav ile ilgili soru ve sorunlar, 2009 öss soruları ve cevapları çizelgesi, 2009 ösym soruları sınav yerleri
Tags: 2009 öss, 2009 öss sınav sonuçları, 2009 ss soruları ve cevapları, 2009 ösym soruları

Porno izle Video izle